
Zina: Evli olmayan, yani aralarında nikah bağı bulunmayan kadın ve erkeğin cinsel ilişkiye girmesidir. Nikahlanmamış kız arkadaşla veya nişanlı ile yapılan cinsel ilişki de zinadır.
Asr-ı saadette Peygamberimiz (asm) ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca:
"Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak istiyorum, onunla zina yapmak istiyorum." dedi.
Ashab-ı Kiram, bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve huzuru Resulullah'dan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağırıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu. Sevgili Peygamberimiz (asm) "Bırakın o genci." buyurdu.
Resulullah, genci yanına çağırdı, dizinin dibine oturttu. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek bir şekilde oturttu ve:
"Ey genç, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi?" diye sordu. Genç hiddetle:
"Hayır Ya Resulallah!.." diye cevab verdi. Resulallah:
"Öyle ise o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar. Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, sever misin?"
diye sorduklarında genç: "Hayır, asla!.." diyerek hiddetleniyordu.
"Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez." buyurdu. Sonra Hz. Peygamber (asm) mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etti:
"Allah'ım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla." buyurdu.
Genç, Resulallah'ın huzurundan ayrıldı. Bir daha günah işlemediği gibi böyle bir kötü düşünce aklından bile geçmeden yaşamış! Resulallah:
''Kadınlarınızın namuslu olmasını istiyorsanız başkalarının kadınlarına yan gözle bakmayınız.'' diye emrediyor.
öŞimdi aynı düşünceyi size bir arkadaşınız: "Ben senin kardeşin, yeğenin veya bir akraban ile zina edip sonra da tevbe etmek istiyorum." derse nasıl karşılarsınız. Elbette normal karşılamayacaksınız. Bu nedenle yapacağımız kötülüğü önce kendimize yapılırsa nasıl davranacağımızı düşünmek, sonra karar vermek gerekir.
İSLAM HUKUKUNDA ZİNA CEZASI
İslâm hukukunda ve bütün fıkıh kitaplarında "hudud," yani hadler, cezalar mühim bir yer işgal etmektedir. Esas itibarıyla kaynağını Kur'ân ve hadislerden alan bu hükümlerin en mühim hususiyeti, fertleri ve milleti korumak, ahlâkî çöküntüye sürükleyen felâketlere set çekmek, nâmus ve iffeti muhafaza etmek, fertlere hak ve hukuk mefhumunu yerleştirmek, sulh ve sükûnu te'sis etmektir. Başkalarına ibret olması ve caydırıcılığı da diğer bir hikmetidir.
Zina suçuna verilecek cezalar hakkında Nûr Sûresinin ilk âyetlerinde açık bir şekilde izahlar mevcuttur:
"Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah'ın dinini tatbik hususunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk onların cezalarına şahit olsun."1
Zina cezasının tatbik edilmesi için bu suçun kesin olarak aydınlığa çıkması ve tesbit edilmesi şartı başta gelmektedir. Bu da üç şekilde mümkün olur:
1) Dört âdil erkeğin zina fiilini kesin olarak gördüklerine dair şahitlik etmeleri,
2) Suçu işleyen kimsenin itirafı,
3) Suçlu kadınsa hamile kalması. Bu üç husus tahakkuk etmediği müddetçe cezası tatbik edilmez.
Asr-ı Saadette Kur'ân'ın bu emri mü'min kalb ve ruhlara öylesine yerleşmişti ki; hiç şahide, ispata hacet kalmadan, şeytana ve nefsine uyup da bir anlık hissiyatına kapılan bazı kimseler, bu suçu işledikleri zaman bizzat gelip Peygamberimize (asm) itiraf etmişler, kendilerine Kur'ân'da emredildiği şekilde cezanın uygulanmasını istemişlerdir.
Meselâ Maiz el-Eslemî adında birisi Peygamberimizin (asm) huzuruna gelerek zina yaptığını itiraf etti. Peygamberimiz yüzünü çevirerek dinlemek istemedi. Maiz, ikinci, üçüncü ve dördüncü defa aynı şeyi tekrar etti. Peygamberimiz yine dinlemek istemedi. Nihayet dördüncüsünde, "Sende delilik var mı?" dedi ve "Hayır" cevabını aldı. "Sarhoş musun yoksa?" sorusu üzerine, bir zat kalkarak ağzını kokladı. Sarhoşluğa dair bir belirti bulunmadı. Bundan sonra Peygamberimiz "Belki yalnız öptün, lâf attın veya sadece baktın." dedi. Maiz "Hayır" diye devam etti. "Evli misin?" sorusuna da "Evet" deyince, Peygamberimiz recmedilmesini emretti ve recmedildi. Tövbesinin kabul edilip edilmemesi hususunda da Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:
"O öyle bir tövbe etti ki, bir millet arasında taksim edilse idi, hepsini içine alırdı." Başka bir vesile ile de, "Sen Allah için canını vermekten daha faziletli bir tövbe gördün mü?" buyurdu.2
Âyet-i kerimede ifâde buyurulduğu gibi, zina suçuna terettüp edecek ceza iki şekilde mütalâa edilmektedir: Birisi, yüz sopa, diğeri de recim (öldürmek). Bu çirkin suçu işleyen kimse, erkek veya kadın, bir defa olsun hiç evlenmemiş olmalıdır. Bunlara suç tesbit edilip hüküm verildikten sonra yüz sopa cezası tatbik edilir. Bu hükme bir esas teşkil eden hadis-i şerifi Hz. Ubeyde bin Sâmit rivayet eder. Hadis şu mealdedir:
"Ölçüyü benden alınız, benden alınız! Allah onlara bir yol gösterdi. Zina edenler bekâr ise yüz sopa ve bir sene sürgün cezası tatbik ediniz. Evliler ise yüz sopa ve recim tatbik ediniz."3
Fıkıh kaynaklarında bu sopanın durumu ve vuruş şekli hususunda bir ölçü verilir: Sopa parmak kalınlığında olmalı, yüze ve başa vurulmamalı, cezayı tatbik eden kimse sopayı omuzunun hizasından yukarı kaldırmamalı ve çıplak bedene vurmamalıdır.4
Âyet-i kerimede geçen, "Mü'minlerden bir topluluk onların cezasına şahit olsun" ifâdesindeki hikmetleri de asrımız müfessirlerinden merhum Elmalılı şöyle belirtir:
"Cezayı tatbik eden kimse suistimale girmemelidir. Herkesin gözü önünde cereyan etmesi halinde ceza bir işkence şekline bürünmez. Tarihin şikâyet edegeldiği zalimane işkenceler hep gizlenerek yapılmıştır. Halbuki bu bir işkence olmayıp cezadır. Bunun için dinin çizmiş olduğu sınırın dışına taşırılmamalıdır. Cezanın açıktan tatbik edilmesinde "İffetin kıymetini, ibret ve terbiyesinin tamimini ifade eden bir iman ve teşhir vardır." Bu şekil aynı zamanda suçlu için psikolojik bir ceza mânâsını da taşımaktadır.5
Dipnotlar:
1. Nûr Sûresi, 2.
2. et-Tâc, 3: 25; Müslim, Hudûd: 24.
3. Müslim, Hudûd: 12.
4. Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, 7: 105.
5. Hak Dini Kur'ân Dili, 5: 3473-4.
"Flört" Müslümanlarların lügatında yeri olan bir kelime olmadığı gibi, ifade ettiği mânâ da Müslümanlarda hayat bulan bir olay değildir. Flörte kimler ne mânâ yüklerse yüklesin. İslâm böylesine hissi bir konuda erkekle kadına sınırlar çizer ve Efendimizin (asm) meşhur ikazı iki tarafı da kesin ölçülerle korumaya alır, muhafaza eder. Nedir Efendimizin kesin ve çok makul olan ikazı?
– Yabancı bir kadınla bir erkek iki ikiye, baş başa kalırlarsa üçüncüleri şeytandır!
SEVGİLİLİK FLÖRT HARAM MIDIR ?
Evet, biribirine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları; hislerinin isyanına, yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsi hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Nerede başlar, nerelere kadar gider. Zaten toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir.
Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi?
Elbette öyle bir iddiamız olmaz. Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez. Bildiğim gerçek odur ki, kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen eğlence metaı haline gelmemelidir.
Bilindiği üzere kolay elde edilen şeyin kıymeti pek bilinmez, kolayca da terk edilmesinde mahzur düşünülmez. Değerli şeyler ise hep zor elde edilir, böylece de kolayca terk edilmezler. Kadın değerlerin en yücesi, itibarını korunması lazım gelenlerin de en önde gelenidir. Kadının bir gün falanın yanında, öteki günü de filanın kolunda olması, bir başka gün ise kimin yanında olacağının bilinmez hale düşmesi, onu hayatı boyunca itibarsızlığa mahkum eder. Bir değerli hayatı böylesine değersiz ve itibarsız hale düşüren şeye ise siz ister flört deyin, isterse başka bir şey; ne savunulur ne de sonucu basite alınacak bir doğallık olarak görülebilir.
Yine bir kudsi beyandan öğrenmekteyiz ki, sonu evliliğe varmayan gayrimeşru yakınlaşmalardan taraflar öylesine pişmanlık duyacak ki ahirette:
– Keşke ateş parçası tutsaydım da böyle sonuçlar verecek başlangıçlar yapmasaydım!..
diye feryat edeceklerdir. Ama bunun faydası olmayacaktır. Çünkü ok yaydan çıkmış, kurşun hedefi vurmuş; tamiri mümkün olmayan tahribat vaki olmuştur.
Onun içindir ki dindar ailelerde kadın, kuracağı yuvada mutlu ve huzurlu olmak için geride şaibeli bir geçmiş bırakmamaya çok dikkat eder, vardığı yerde başına kakılacak bir sürü yanlışların sahibi olmama konusunda büyük titizlik gösterir. Bu dikkat ve titizliğinden dolayı da ömür boyu sevinç duyar, itibar sahibi olmanın mutluluğunu yaşar.
Kadını tertemiz mutlu bir ailenin kurucusu değil de, günlük zevklerin malzemesi haline getiren erkekler, yahut da kendilerini bu duruma düşürmüş kadınlar elbette konuyu bizim gibi yorumlamayacak, hallerine uygun düşen hayatın savunucusu olacaklardır. Böylelerine bizim ne söyleyecek sözümüz, ne de verecek cevabımız olur. "Kendi düşen ağlamaz."dan başka.
İslâm dini, yabancı kadın ve erkek ihtilâtını, onların ölçüsüz bir şekilde birbirleriyle haşir neşir olmalarını tasvip etmemiş, pratik hayatta aralarında daima bir mesafe bırakmış ve aralarındaki ilişkilerin belli bir ölçü ve disiplin içerisinde olmasını emretmiştir. Çünkü onların ihtilâtından çeşitli kötülükler, hatta aile ve toplum hayatını çökerten zina gibi büyük günahlar da doğabilir.
İslam dininde, zina haram olduğu gibi, zinaya zemin hazırlayan söz, iş ve davranışlar da haramdır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hususta: "Zinaya yaklaşmayın; çünkü o, pek çirkin ve çok kötü bir yoldur."( İsrâ sûresi: Ayet 32 ) buyurulmaktadır.
Gözün zinası, bakılması haram olan yerlere bakmak; kulağın zinası, zinaya dair konuşulanları dinlemek; elin zinası, yabancı bir kadına elle dokunmak veya öpmek; ayağın zinası, zina etmeye gitmektir. Ancak dil, el, kulak, ayak, kalb ve göz gibi organlara nisbet edilen zina, gerçek zina olmayıp, gerçek zinaya götürücü fiil ve davranışlardır. Gerçek zina yapılmadıkça, bu organların yaptıkları, kendi çaplarında günahtır.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere, İslâm dini prensip olarak kötülükleri yasak ettiği gibi, ayrıca ön tedbir olarak kötülüğe vesile olan ve onu tahrik eden durum ve davranışları da yasaklamış ve böylece insanla kötülük arasına bir mesafe koyarak kötülük yollarını tıkamıştır.
Bu itibarla aralarında evlilik caiz olan bir erkekle bayanın; flört etmeleri, dost hayatı yaşamaları, dedikoduya mahal verecek şekilde baş başa kalmaları, birbirlerine sarılmaları, öpüşmeleri, el ele tutuşmaları gibi İslam’ın onaylamadığı davranışlardan uzak durmaları gerekir. Bir zaruret olmadıkça tokalaşmaları da caiz değildir, günahtır.
Evlenmek isteyen kadın ve erkeğin, birbirlerini görüp beğenmeleri, kendi irade ve istekleriyle evlenmeye karar vermeleri dinimizin tavsiye ettiği bir husustur. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.): "Evleneceğiniz kadına- maksadı temin edecek ölçüde- bakınız,"(Ebu Davud, Nikah, 18; Tirmizî, Nikah, 5) buyurmuşlar; bakıp görmeden evlenecek olan birisine de: "Git, onu gör, ondan sonra karar ver" (Müslim, Nikah, 74,75; Tirmizî, Nikah, 5; İbn Mace, Nikah, 9; Darimî, Nikah, 5; A.b. Hanbel, IV,245,246.) demişlerdir.
Bu itibarla, bir kişinin evlenmeyi düşündüğü kimseyle, İslamî örtünmeyi gözetmek, başkalarının gözetiminin mümkün olmayacağı tarzda yalnız kalmamak… gibi dini ölçülere uygun bir şekilde ve maksadı temin edecek ölçüde görüşüp konuşmasında bir sakınca yoktur.
Kız arkadaşınızla bu şekilde bir yaşama girmeniz fiili zina olmasa da hadislerde anlatılan zina kapsamına girmektedir.
Nefsinize uygun fetvalar aramak yerine, evlenmeye karar vermişseniz evlenmenizi, aksi takdirde bu tür ilişkilerden uzak durmanızı tavsiye ederiz…
0 Comments